23/4/2008 ·
Bilindik bir masaldır :Kurbağa Prens..
Kötü kalpli bır cadı tarafından kurbağaya dönüştürülen zavallı bir prensi anlatır. Prensin büyüyü bozabilmek için yapabileceği tek şey bir prensesin dudaklarının dudaklarına değmesidir. Prenses ancak kendi isteği ile öpmelidir kurbağayı bir şartı da budur büyünün bozulmasının.
Velhasılı günler ayları aylar yılları kovalarken prens bir umutla kendini kurtaracak prensesi bekler olmuş. Masalın diğer cephesinde kurtarıcı bir prenses yaşarmış, kralın yedi kızından en küçüğü olan prenses vaktini saraylarının yakınındaki gölün kenarında altın topuyla oynayarak geçiriyormuş.
Birgün prensesin altın topu rotasını şaşırarak gölün derinliklerine düsmüş , ne yapacağını bilemeyen prenses şaşkın şaşkın göle bakakalmış. O sırada kurbağadan gelen teklifle düşüncelerinden sıyrılmış prenses. Kurbağa prensesin en sevdiği oyuncağı gölden dışarı çıkarmayı teklif ediyordu prensese karşılığında da prensesin onu her yere birlikte götürmesini ve arkadaşlığını talep ediyordu. Prensesinse o an istediği tek şey altın topuydu . Evet dedi prenses ve kurbağa göle dalarak ışıl ışıl parlayan altın topu su yüzüne cıkardı. Topuna kavuşan prenses sevinçle saraya koştu, verdiği söz gölün kenarında unutuluvermişti .
Akşam olduğunda kral ailesi sofraya oturduğunda bir vraklama sesi duyuldu sadece. Kurbağa gelmişti , krala kızının verdiği sözü anlattı uzun uzun . Kral prensese döndü ve anlatılanların gerçek olup olmadığını sordu. Prenses onaylamak zorundaydı , yalan söylemedi ve zorla olsa da kurbağa kral sofrasına kabul edildi. Prensesin boğazından lokmalar geçmek bilmiyordu, sonunda odasına çıkmak için izin istedi babasından. Kurbağa ben ne olacağım diye seslendi arkasından . Prenses üzgün gözlerle babasına baktı. Babası ‘Söz verdi isen tutmalısın’ dedi sadece ve prenses odasına kurbağayla çıkmaya mecbur kaldı. Odasında kurbağayı önce masanın üzerine bırakarak yatağına yöneldi aynı anda da kurbağadan yine bir serzeniş duyuldu. ‘Hiç ayrılmayacaktık’. Ve prenses düşünmeden verdiği sözün ağırlığı ile kurbağayı aldı yatağına götürdü.
Sonrasında prense dönüşen bir kurbağa, bir masal düğünü, gökten düşen üç elma..
Çocukken bana anlatılan bu masalda alınacak olan mesaj verilen sözlerin tutulması gerekliliği idi öncelikle. Bir de kız çocuklarının genlerine sinsi sinsi sokulan beyaz atlı prens beklentisi vardı tabii. Eğer şanslı bir prensessem karşılastığım bir kurbağayı bile prense çevirebilir sonsuza kadar onunla sarayımda mutlu yaşayabilirdim belki de..
Sonra çocukluğumun dünyası büyüdü. Yaşamın hiç de masallarda anlatıldığı gibi olmadığını anladım. Masallarda uyutulmuş bir çocuğun gerçeği görüp birden bire büyümesi ne acıdır . İşte tam da o acıdır mayamızı daha da ekşiten ,hamurumuzu daha bir sert daha kırılmaz yapan.
Lise yıllarında idi . Yaşamlarımızın kaydını okul sıraları tutardı o yıllarda. Aşklar ilk onların sarımsı kahverengi yüzlerine yazılırdı, dostluklar kazınırdı sıraların üzerlerine, bir de yaşama dair komik duruşları nakşederdik onlara. İşte o grafiti yazılarından birini şimdi burkularak hatırlıyorum . Lise yıllarındaki seyir defterim olan sıraya ‘Beyaz atlı prensimi bulana kadar onlarca kurbağa öpeceğim ‘ yazmıştım özenerek.
Belki aşktaki ya da aşk sandığım o çalkantılardaki başarısızlığımın nedeni buydu işte. Çünkü bize ögretilenin aksine kurbağaların içinde prensler saklı değildi.. Keşke dünya yakışıklı prensleri kurbağaya çevirecek binlerce cadı dolu olsaydı . Ama değildi işte..Genç kızlığımda hepsi kurbağaydı erkeklerin. Ben ısrarla öpüyordum belki biri prens olacak beklentisi ile, ama sonuca yıllarca önce hazırlamıştım kendimi .Sıram şahittir ...
Gerçeği gördüğümüzde mi büyürüz yoksa çırılçıplak gerçek mi olgunlaştırır bizi?
Öylesine bir gündü. Aslında ilk prensimi bulduğumu sandığım günlerdi , birden gerçegin kendisi aynada gördüğüm yüzüme kazındı sanki.
Lise bitti biteli yüzüm seyir defteri sanki.. Her kırışık başka bir deneyimi , başka bir acıyı , kırık bır duyguyu anlatır oldu..Zamanın üzerimde tutuğu değişmez kayıtlar okumasını bilen gözler için yüzümdedir, ellerimdedir.
Ve acımasızca akıp giden zamanı parlaklığını coşkusunun değil kırıklıkların aydınlattığı gözlerimde izleyebilirsiniz.
Gerçek aslında gün ışığında bile en zor görünen şeydir. Oysa ki aramızda sessiz sedasız yaşar. Farkedilmesi için gerçeğin değişmesi gerekmez , sadece ona bakan gözde, onu algılayan beyinde değişim gerektirir. Aynaya bakarken aslında gerçeğin hep o sırlı camda öylesıne bana görünmek için varolduğunu ,sessızce gününü beklediğini de gördüm.
Ne ben altın topu olan küçük prenses ne de kurbağalar öpülmeyi bekleyen prenslerdi.
Erkeklerin coğu kendini prens sanıyordu..Ve her öptüğüm prens elllerimde yeşil bir kurbağaya dönüşüyordu.
Kötü kalpli cadı acımasız büyülerini bana mı yapmıştı ?
Yoksa o kötü kalpli cadı ben miydim?
Bennu
c) Bu
şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
1 yorum yazılmıştır
Konu: ...
Seni çok seviyorum arkadaşım DOSTUM :)))Kuşlar gibi
uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama basit bir
sanatı unuttuk. İNSAN gibi YAŞAMAYI biliyor musun BU
HAFTA DÜNYA DOSTLAR HAFTASI bu mesajı sevdiğin
doslarına gönder eğer BEN de SEN in Yakın
arkadaşınsam dostunsam banada yolla Bunu
arkadaşlarına gönder bakalım kaç Cvp gelecek eğer 7
Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...Aynı dala
tutunmaktır kimi zaman aynı bisikleti sürmektir.
Ayağınız yetişmese bile...Dans etmektir kolkala...
küçük hediyeler almaktır... ve Kimi zaman aynı kalbi
paylaşmaktır.. Öpmektir onu doyasıya Ve bunu
söyleyebilmektir'Dostlugun en büyük Armağan Bana'
Bağlantı » »
çokk güzel
Hanı Siyahya
Selam
...
tebik
tren yolu cocuklarina
...
...
....(4 nokta)
